mükeyyifât [مکیفات]
Keyif vericiler. Tütün ve kahve gibi hafif olanlardan eroin ve morfin gibi ağır olanlarına kadar geniş bir yelpazeyi ifade eder. Nadiren alkollü içkiler için de kullanıldığını gördüm fakat bunlar kaide teşkil etmeyecek kadar istisnai örneklerdir ve alkollü içkiler için kullanılan esas tabir “müskirat”tır (sarhoş ediciler). “Mükeyyifat” Arapça “keyf”den gelir, fakat “keyf” de “mükeyyifat” da bu anlamlarını muhtemelen Türkçede kazanmıştır (bkz. keyif). Kelimenin “keyif vericiler” anlamını 1500’lü yıllara kadar geri götürebiliyor ve izini XX. yüzyılın ilk yarısında, dilde sadeleşme hareketiyle beraber yerini “keyif vericiler” tabirine bırakana kadar kesintisiz olarak takip edebiliyorum.
“Andan almasa idi keyfi nebât
Virmez idi mükeyyifât hayât”
(Nağzî, m. XVI. asır)
“Afyon u berş ü bâde ile kahve vü arak
Cümle mükeyyifâtı yeriz keyfe ma ittefâk”
(Muhlisî, m. XVI. asır)
“...sâdır olan fermân-ı âlîlerine imtisâlen mukaddemâ mühürlenip lâkin mezbûr ba‘de’l-yevm berş ve sâir mükeyyifâta müte‘allik ma‘âcîn tabh ve te‘âtî etmeyip ancak eşribe ve gülşeker tabh ve te‘âtî edip ol vechile...”
(Kadı Sicilleri, (h. 1138-1151[. 1726-1738])
“Feth-i bâ-yı ‘Arabîyile ve nûn-ı sâkine ve kāf-ı ‘Arabîyile beng Farsî, Türkçesi feth-i mim ile maslık didükleri otdur ki mükeyyifât cümlesindendür, elyevm Türkîde benglik diyü şâyi’ olmuşdur.”
(Akovalızâde Hâtem Ahmed bin Osman, ö. m. 1755)
“Çünkü müskirat ve mükeyyifâtın tesiriyle insanda müşahede olunan hâlât ta'dâd u beyân olunamaz suretde garip ve mütenevvidir.”
(Mehmed Tevfik, r. 1300[m. 1884])
“Kābil-i idrâk olan bu mükeyyifâtın sert kokuları eski divanlarımızın civâr-ı sehâifinden hâlâ meşâm-ı zevkimize hücûm etmek ister.”
(Süleyman Nazif’den râvî Ahmet Talât Onay)
"Geceleri gıdası biten bir kokainci içün dünyanın gayyâ kuyusundan bir farkı yokdur. Mükeyyifattan zehirlerin elebaşısı olan kokain, iştiha ve uykuyu dehşetli keser.”
(İmza, r. Temmuz 1340[m.1924])
“Sami’nin hikayesi bitmişti. O hikayeyi dinlerken biz de dalgaya düşmüştük. O gece düştüğüm dalga ile ben Sami’den daha komik bir macera geçirdim. O maceradan, sonra bir daha mükeyyifat namına kahve, sigara ve çaydan başka bir şey kullanmamaya ahdettim.”
(Mehmed Said, 30 Eylül 1926)
“Mükeyyifatın icadı, insan zekâsının büyük zaferlerinden biridir.”
(Ahmed Hâşim, 29 Ağustos 1928)
• Mükeyyifât-ı hafîfe [مکیفات خفیفه]: Hafif keyif vericiler. Afyon, esrar ve bu kabilden diğer mevâd gibi olmayan, kahve, nargile, enfiye ve sigara gibi keyif vericiler.
“Tiryaki-meşrep zevât kahve, tütün, tönbeki ile enfiyeyi mükeyyifât-ı hafîfeden addederler...”
(Ali Rıza Bey, Teşrinievvel 1921)