İstanbulda ramazan ayı girince bir hayli akşamcılar, sarhoşlar, ayyaşlar mübarek aya saygı göstermiş olmak için ralnyı bırakırlar, tam bir ay içmezlerdi. Bunlar bayramın birinci günü perhizi bozarlar, itiyatlarına devam ederler.
Kendilerini rakıya vermiş, alkolik olmuş, halk arasında ayyaş tanınmış bazı sarhoşların bayramın birinci günü Edirnekapısı dışarısındaki sağ köşedeki bahçeli kahvede birleşirler, birer, ikişer çakışdırdıktan sonra toplu bir halde Otakçılara giden caddenin solunda mezarları ve mezar taşları bulunan Bekri Mustafa ile ahret yoldaşı ve toprak altı komşusu günde 150 dirhem afyon ve aksülmen yediğl halde 134 sene yaşıyan Urfalı meşhur afyonkeş Hacı Ahmet ağanın kabirleri üzerinde bir tören yaparlardı.
Bunlara bazı gençler ve meraklılar katılır ve bir çocuk kafilesi de onları takip eder, uzaktan seyirci olurlardı. Edirnekapıdan çıkıp da her iki tarafı mezarlarla, eğrilmiş, devrilmiş, yatmış mezar taşlarile dolu yola düzülünce ceplerden şişeler çıkarılır, yavaş yavaş; yürüyen neşeli bir içki töreni başlardı.
Sarhoş ve hoşser kafile, böylece Bekri Mustafa ile Afyonkeş Hacı Ahmedin kabirleri üzerine gelir, yeniden şişeler çıkarılır elebaşı olan meşhur ve kabadayı sarhoşlar şişelerin ağızlarını birbirine vurarak kırarlar, pirlerinin ruhlarını taziz için içtikten sonra keyfin ve neşenin bir sembolü olarak bu tuhaf adamların mezarıarına gül suyu veyahut mukaddes başka bir su serperler gibi rakı dökerlerdi.
Şişeleri kıranlar ve bu törene katılanlar birer çift halinde karşı karşıya ellerindeki şişeleri birbirlerinin ağızlarına yapıştırırlar, içerler ve birbirlerine böylece bayram ikramı yaparlardı.
Rakıya sabırsızlıkla yolda başlayanlar iştiha ile mezar başında mütemadiyen içenlerden pirlerinin mezarları dibinde sızıp kalanlar da olurdu. Rakıya mütehammil diri sarhoşlar tören esnasında şakalar, latifeler yaparlar, Bekri Mustafanın hikayelerini, afyonkeş Urfalının tuhaf fıkralarını anlatırlar, neşeli, eğlenceli ve zevkli saatler geçirirlerdi.
Bu iki bedmestin mezar taşlarını mevsim bahar ise papatyalarla, gelinciklerle süslerlerdi. Çiçeksiz mevsimlerde defne, taflan dallarile donatırlardı.
Rakıdan başka esrar içenlerde yine bu topluluğun içinde ayrı bir grup yaparlar (çifte kağıtlı) denilen kalın esrar sigaralarını halka teşkil ederek sıra ile çekiştirip dururlardı.
Elli, elli beş yıl önceye ait bir törende; seyirci olarak ben de bulundum. O sene bunlar bir alayla bu iki kabir etrafında toplanmışlar ve (Harahat Kapılı) denilen Silivrikapılardan meşhur esrarkeşlerle Mevlevihane kapısı dışarısında mezarlıklar arasında, bir de Ayazması ve panayır günü olan Kozlu meydancığındaki kır kahvesinin bütün esrarkeşleri iştirak etmişlerdi. Bunlar Hindistan cevizi kabuğundan yapılmış bir de kabak-nargile getirmişlerdi.
Esrar o vakit sözde yasaktı. Kale kapıları diplerindeki kahvehanelerde, Kozluçayırı gibi yerlerde açıkça ve serbestçe içilirdi. Garibi şudur ki gerek esrar kahvehanelerinde ve gerek kırlarda esrarkeşlerin öyle toplantılarında resmi elbiselerile, o vaktin polisleri de bulunur bu keyfe iştirak ederlerdi.
Gidiş merasimi nisbeten sakin ve sessiz olurdu. Görenler cenaze arkasından giden bir topluluk sanırlardı. Fakat dönüş hiç de öyle olmazdı. Sarhoşlar bir aylık perhizin acısını çıkarmak için içebildikleri kadar içerler, zil zurna sarhoş olurlardı. Yollarda parça parça, üçer beşer, hepsi başka havadan türküler tutturarak dönerlerdi. Bu serbestlik sanki mezarlar arasına mahsus gibi idi. Kale kapısından içeri girilirken ses, sada kesilir, grup grup insanların oraya, buraya dağıldıkları görülürdü.
Arkalarından bakanlar gürültüsüz, patırtısız akan bu kafilenin, sağa sola yalpa vurarak, sendeliyerek, düşüp kalkarak yürüdüklerini görünce büyük bir köy düğününden dönen sarhoşlar olduklarına hükmederlerdi.
Bu işin, bu alayın zevkini, tadını (Harabat kapılı) lar çıkarırlardı. Edirnekapı ile Silivrikapı arasında kale haricindeki uzun bir yolu keyifli keyifli şarkılar söyliyerek, gazeller okuyarak şen, şatır ve çok neşeli geçip giderlerdi. Her neşeli ve zevkli yerlerde mutlak bulunan çocuklar alayı da arkadan ve biraz uzaktan bu kafileyi gülerek eğlenerek takip ederlerdi.
1908 inkilabına kadar bu tören yapılırdı. Ben bir kaçına iştirak ettim. Bugün ne o sarhoşlar var, ne de o şevk ve zevk...
Maziye karışan, unutulan bu tuhaf ve garip töreni birkaç satırla ve bir kalem darbesiyle tesbit ederek tarihe, eğlence tarihimize mal ediyorum.